top of page

"Üzülüyorum, Öyleyse Varım..."

Yavaşlama durağına hoş geldin 😊


Çok hızlı aktığına inandırıldığımız uyaranlarla dolu bir dünyada,

bu yazıda durarak yavaşlamayı seçtin.


Şimdi bir nefes al, omuzlarını gevşet

ve yudum yudum okumanın keyfini çıkar!🙂

Kendiliğinden gelişen bir süreçte nasıl sosyal medya detoksuna başladığımdan ve

bu arınmanın etkilerinden #tazeposta1'de bahsetmiştim.

Bu mektubun ardından birçok kişiden

"Tam da böyle bir arayıştaydım, yazın çok iyi geldi." yorumları aldım.

İki kişi ise "ben de instagram uygulamasını sildim." dedi 😍

Tazelenme yolculuğunda sosyal medya detoksunu önemsiyorum ve

ilerleyen haftalarda böyle bir detoks yapmanın ne gibi hediyeleri var ve detoks sürecini kolaylaştırmak için neler yapabiliriz bunlardan bahsedeceğim.


Bugünkü #tazeleyenmektup duygusal kapsayıcılığımızı artırmak üzerine.


Sence üzülme duygusu, keyif ve mutluluk gibi duygular ile eşit bir yerde mi?

Yoksa "Bütün duygular eşittir, bazıları daha eşittir." mi?"*

"Bugün bilgisayarın başına geçtiğim şu ana kadar aralıklarla ağladım."


🌿 Bir an durup bu cümleyi okuduğunda,

sende ne oluyor,

ne düşünüyorsun fark et 👁


Hazırsan devam edelim.

"Üzülüyorum, öyleyse varım."** derken ilk olarak şunu belirtmeliyim ki Descartes'ın var olmanın ön koşulu olarak düşünceyi yerleştirmesi gibi var oluşu deyimlemenin yegane koşulunun üzülmek olduğunu söylemiyorum.


Üzülmek, kızgınlık, öfke, hayal kırıklığı... bu "konforsuz" duygular, daha konforlu olarak deneyimlenen "keyif, neşe, mutluluk, iyimserlik" gibi duyguların yanında daha aşağıda bir konumdalar sanki ve bu eşitsizlik canımı sıkıyor. Bununla birlikte üzülmeyi alıp bir duygu sıralamasının tepesine de yerleştirmiyorum.


Niyetim bu duygu hiyerarşisini ortadan kaldırmak ve tüm duygulara eşit bir yerden bakma pratiğimizi geliştirmeye bir davet sunmak.


"Üzülüyorum, öyleyse varım." derken, yaşadığımız toplum tarafından her fırsatta dışlanan bu duygunun (ve duyguların) “yaşanmasının”, varlığımız ile temas için gerekli olduğunu vurgulamak istiyorum.


Esasında demek istediğim: "Hepsini kapsayabiliyorsam, işte o zaman varım!"


"Acımadı Ki..."


Girişteki ağlama ifadesini duyduğunda sende neler oldu? merak ediyorum.

Sen de fark et diye yavaşça yazıya girmeye davet ettim seni.


Çünkü hepimizin bu kavramlara dair yorumları var zihnimizde. Çoğunlukla da kayıtlarımız konforsuz duyguları kucaklayan bir yapıda değil. Böyle bir toplumun içinde yaşamıyoruz çünkü...


Düşünsene kendini ifade etme imkanı olmayan bebeklerin dahi ağlaması normal kabul edilmiyor… Ya da henüz duygularını regüle etmeyi öğrenmemiş çocukların yaşadıkları hayal kırıklıklarında ağlamalarına çoğunlukla müsaade edilmiyor...

Düşüyorsun örneğin, hemen “puf puf!” dizin siliniyor ve “hadi canım geçti gitti…” deniyor ve o acıyı fark etmeden yola devam etmen bekleniyor.


Üzülmenin kabul gördüğü bazı yerler var (ölüm, hastalık, ayrılık vs) onlarda da bir limit var, ancak oralarda bile "normal" kabul edilen bir yas süresi var.


Eh zaten “büyük” bir şeyler yoksa da üzülmen çoğunlukla “normal” kabul edilmiyor. Ağlamak ise çoğunlukla acizlik, çaresizlik kimi zaman da mızmızlık olarak adlandırılıyor. Zaten yetişkinliğe doğru adımlar ilerledikçe, çevremizde ağlayan yetişkinler görme ihtimalimiz de git gide düşüyor.


Mesela iş yaşantısında ağlayan birini görmek mümkün mü?

Kendi halinde masasında ağlayan birini hayal edebiliyor musun?

Toplu taşımada, parkta, bir restoranda… birisi rahatça göz yaşları ile kalabilir mi?


Görünür olmaması içimizde üzüntünün var olmamasından değil,

üzüntüden uzak durmamız gerektiğine inanmış olmamızdan geliyor.


Oysa, gece ve gündüzün dengesi ve hayatımıza etkisi gibi görseydik her bir duyguyu, gülen, keyif alan insanlar görmek kadar,

hüzünlenen, ağlayan insanlar görmek de “normalimiz” olurdu...


Ve bu duyguları deneyimlediğimizde, deneyimimizin acısı yetmiyormuş gibi,

böyle hissetmenin yanlış olduğuna dair gelen düşüncelerle mücadele etmek zorunda kalmazdık.


Olanla Kalabilmek


İşte bu toplumsal arka plan ile yetişkin olmuş biri olarak, kişisel tarihimin uzunca bir bölümü, üzüntü duygusunu ittirmek ile geçti. Üzüntü, yas, ağlama gibi haller ziyarete geldiğinde, zihnimde stratejiler (sosyalleşmek, gülmek ve güldürmek, komik şeyler izlemek, yemek, uyumak vb) hızlıca belirir, ondan kaçtığımı bile fark etmeden harekete geçmiş olurdum. Tabii tüm bu hallerde eğlenen, keyifli olan ben, gerçek olan halimle teması kestiğim için esasında “anda” mevcudiyet fırsatını da kaçırırdım.


Mevcudiyet olmaksızın “mış” gibi yapılmış bir keyif, içsel kabımızı yaşamın güzel enerjisi ile dolduramaz.


Oysa tam tersi bir yerden, mevcudiyetle akan göz yaşları, yüzümüzü ve ruhumuzu yıkarken, içimizi gürül gürül akan yaşamın tazeleyen enerjisi doldurur...


"Yaraların, ışığın içine girdiği yerdir." Mevlana

Hissetmede İyileşmek


Ben de bu üzülebilme işine mini mini adımlarla alıştım (alışıyorum.)

Üzülme duygusu gelirse koşar adım ondan kaçmıyorum.


Örneğin meditasyonda gözlerim nemleniyor diye meditasyonu bırakmıyorum,

hayatımda yıllarca tekrar eden bir durumun altta yatan nedenini gördüğümde,

kendime şefkatle akan göz yaşlarımdan korkmuyorum


Üzüntü duygusu ziyaretime geldiğinde ona "evde yokuz." demek yerine,

bir çay demliyorum. Zamanı gelince kalkıp gidiyor, her duygu gibi.


En önemlisi de utanmıyorum bu halimin görünür olmasından… (Ya da belki giderek daha az utanıyorum.)


Bu yazının başına oturduğum gün defalarca geldi gitti gözyaşı ziyaretleri…

Ve şu çıktı içimden:

"hiç olmadığım kadar mutlu hissediyorum, hiç olmadığım kadar üzgün…"


Daha iyi hissetme değil, hissetmede iyileşme”nin

ne demek olduğunu vesile ile daha iyi anlıyorum.


Üzüntüyü daha iyi hissedebildiğin yer,

keyfi ve coşkuyu da “gerçek” anlamda daha iyi hissedebildiğin yer.


🌿 Merak ediyorum senin için üzüntü ne demek?

🌿Üzülmeye iznin var mı?


* George Orwel'in "Hayvan Çiftliği" kitabında geçen "Bütün hayvanlar eşittir, bazıları ise daha eşittir." ifadesine atıftır.

** Descartes'ın "Düşünüyorum, öyleyse varım." sözüne atıftır.

Büyükada Buluşması

Üzülmek, keyif , neşe, hayal kırıklığı ve daha birçok duyguyu misafir edeceğimiz,

"duyguların içinden geçmek" de neymiş :) deneyimleyeceğimiz,

30 Eylül'de gerçekleşecek

Taze Zihin | Büyükada Buluşması'na

katılmak istersen buradan yerini ayırabilirsin.

Dengeli ve ferah bir hafta diliyorum 😊


Tazelikle,

Esra



 
 
 

2 Yorum


Üzüntü ne demek?

üzülmeye iznim var mı ?

Eh! aynı toplumsal arka planla yetişkin olmuş biri olarak cevap belli... 🙄

Bununla birlikte "Duygusal kapsayıcılığımızı artırmak" ifadesini alıyorum...🙏ve gün boyu farkındalığımda tutmaya niyet ediyorum..🙏

"Konforlu" hayat değil, sahici hayat yaşamaya niyet ediyorum🙏

"Yoktur eşin sahici hayat" 😉

Beğen
Taze Zihin
Taze Zihin
13 Eyl 2023
Şu kişiye cevap veriliyor:

Nuriyecim sahici hayat "lüküs" gerçekten de değil mi : ) "Yoktur eşin sahici hayat" 😍

Beğen
bottom of page