top of page

"Düşmekten korkuyorsun ama düşmeden öğrenemezsin.

Güncelleme tarihi: 14 Ağu 2024


Yavaşlama durağına hoş geldin 😊

Çok hızlı aktığına inandırıldığımız uyaranlarla dolu bir dünyada

bu yazıda durarak yavaşlamayı seçtin.

Şimdi bir nefes al, omuzlarını gevşet,

yudum yudum okumanın keyfini çıkar! 🙂



Leo Tolstoy bisiklete binmeyi 67 yaşında öğrenmiş. Onun bu azmi, insandaki merak duygusunun ve öğrenme tutkusunun karşısında yaşın bir öneminin olmadığına örnek gösteriliyor. Bununla birlikte belki de Tolstoy acı ile baş etme yöntemi olarak bisiklete binmeyi öğrendi çünkü o dönem 7 yaşındaki çocuğunu kaybetmiş ve bir yas sürecinde imiş. Sebebi her ne olursa olsun, Tolstoy’un 67 yaşundaki çabasına hayranlık duymamak elde değil çünkü yaş ilerledikçe bu becerileri kazanmak zorlaşıyor,

düşmekten korkuyor insan… nereden mi biliyorum :)



“Şey… Ben bisiklete binmeyi bilmiyorum.”


Çocukluk bisikletim daha kullanmayı öğrenemeden çalındı.


Ondan sonra da bisikletim olmadı. Babaannem ve dedem lunaparkta çalıştığından oyun oynayabileceğim alan da araç da arkadaş da çoktu.  Eksikliğini hissetmedim ta ki bir gün arkadaşımın yazlığına gidene kadar.


Liseye geçtiğimiz yazdı. Herkes bisiklete biniyordu, bana da bir bisiklet vermişlerdi ve ben düşme korkusundan denemekte bile zorlanmıştım. O günden sonra bisiklet ile aramdaki ilişki “Bisiklete binmeyi bilmiyorum.” cümlesi ile sınırlı kaldı.


Bu konu yıllar yıllar sonra gündemime geldi. Eş - dost birlik, beraberlik ve dayanışma ile 27 yaşında hayatımda ilk kez bisiklet üstünde durabildim ve düzgün bir yolda isem saatlerce bisiklet kullanabilen bir hale geldim.


Sırf bisiklet sürmek için Caddebostan - Bostancı arası az git gel yapmadım. 

Hele Burgazada… 


Sevgili dostum Kuzuya selam olsun o dönem az sürmedik birlikte, o rüzgara karşı sürmenin verdiği serseri keyif, o özgürlük, deniz kokusu… anlayamazsınız :) 


Hani bir kere öğrenince bir daha unutmuyorduk? 


Ancak bir küçük sıkıntı vardı… Bir yaz sonra bisikleti denerken yine ilk binişlerde yalpalıyordum. Hatırlamam zaman alıyordu.


Yani hep derler ya öğrenilmiş bir şey için “bisiklete binmek gibi / yüzmek gibi” bir kere yaptığında artık yıllarca yapmasan da unutmazsın diye. İşte o olmamıştı bende. O alışkanlığın tamamen yerleşmesi için gereken saat kadar bisiklet sürmemiştim belli ki.


Bu tarz becerilerin 8-12 yaş aralığında en iyi şekilde kazanıldığını araştırmalardan öğrendim. Muhtemelen o yaşlarda hem öğrenmek kolay, hem de süre olarak çok uzun saatler binmek daha mümkün. Kendiliğinden öğrenmenin getirdiği deneyimle çok sorgulamadan keşifler yapmışlar.


Nitekim bisiklete binmeyi bilen çocuklara ya da çocukken öğrenmiş yetişkinlere


“Toprak yolda nasıl sürmem gerekir? Bir tümsek görürsem ne yapmalıyım? Hafif çukur filan olursa orada nasıl dengemi koruyacacağım?” gibi sorular sorduğumda

onların genellikle hiiiç ama hiç düşünmedikleri şeyler olduğunu fark ettim. Bir şekilde o becerileri kazanmışlar.


Lise geçtiğim yaz gibi bir yazlık ortamındayım, 35 yaşındayım

hala bisiklete binemiyorum :)


İşte böylece gelen bir “yeniden bisiklet kullanmak istiyorum” dürtüklemesi ile Ferit’in yeğeninin bisikletini ödünç aldım. Yeğenler eller bırakmış şekilde artistik hareketler yapıyorlar, hızlanıyorlar, türlü akrobasi ve vites şovları ile bana önce ne yapmamam gerektiği konusunda oryantasyonlar yapıyorlar :) 


Utandığımı fark ediyorum.

Çünkü ilk kalkışı bile yapabileceğimden emin değilim.


Nitekim iki pedalın üstüne çıkıp ilk ivmeyi sağlayamıyorum. 


Siz eve mi gitseniz diyorum : )))) Annelerinin mentorluğu bana yeterli gelecek gibi : ) 


Biri eve dönüyor, biri beni desteklemek için yanımda kalıyor ve böylece ben utancım ve tüm sıkılganlığım ile bana yüz yıl gibi gelen bir sürede (esasında ilk sefer öğrendiğime kıyasla çoooook daha hızlı bir zamanda) yeniden sürmeye başlıyorum. Demek ki tamamen sıfırlanmıyormuş bu işler. (Destekçilerimin motivasyonunun da etkisi büyük)


Yıllar sonra yeniden bisiklet sürmenin mutluluğunu yaşıyorum. Tatlı bir gurur var içimde, korksam da yine de denedim ve işte yine çok hoşuma gitti!


Bu sefer öğrenme işini sıkı tutacağım. Yarın da sürmeye devam edeceğim.


En büyük hayalim; yazlıkta evden çıkıp yokuş, köy yolları gibi türü yollardan geçip sahile ya da markete filan gitmek.


Pratik… Pratik… Pratik…


“Practice and all is coming (Pratik et, hepsi gelir)” diyen Pattabhi Jois’umuzun izinden ertesi sabah erkenden kalkıyorum. Bisikleti alıyorum ve ilk etabımı belirliyorum.


Düz yolda gitmekte sorun olmadığına göre yeni etabımın zorluğunu bir minik artırıyorum. Bu yolda biraz taşlar ve tümsekler var : ) Gelen güven ile iyice köy yolu türü bir yola bile girebiliyorum. Ve tüm bu adımlarımın kutlamasını yaşıyorum.


Ertesi gün yeni parkurumu belirliyorum. Zorluk seviyesini birazcık daha arttırıyorum. Hafif yokuştan çıkıp yolu dönüp daha dik olan yokuştan yavaş yavaş inmeyi planlıyorum.


Eğimli yokuşun başına gelince korktuğumu fark ediyorum ve kendimi hiç zorlamıyorum.

“Başka zaman denerim burayı, daha rahat hissedince…”


Geldiğim yoldan geri dönüyorum. Her şey iyi giderken, hafif eğimli yolda dönme zamanım gelince dönüyorum ve her ne oluyor ise dengem bozuluyor ve kendimi sitenin tellerine yapışmış şekilde buluyorum. Yarı düşmüş haldeyim.


Bisiklet de üstüme düşmüş.


Canım acıyor ama ne olduğunu anlamadığımdan kalbim yerinden çıkacak gibi çarpıyor. 


Kalkıyorum, şöyle bir üstüme bakıyorum, her şey yolunda gibi. Çocuğun bisikletini düşürdüm diye biraz mahcup oluyorum. Umarım bir şey olmamıştır (olmamış)… 


Yürürken fark ediyorum, dizlerim ve ayak bileğim ağrıyor, hafifçe yaralanmışım.


Üzerimde korku ile bisikleti bırakmak istemiyorum ertesi gün İstanbul’a döneceğim ağzımda kalan tat bu olmasın diye kendimi biraz iyi hissedince düz yolda tekrar sürüyorum. Evet özgürlük, keyif… ve şimdi bırakabilirim.


Eve dönünce ne kadar güzel, bilinçli düştüğümü fark ediyorum : )) 


Aferin bana. Belki kendimi zorlayıp o dik yokuştan salsaydım kendimi daha kötü düşerdim. Belki de düşmezdim bilmiyorum. 


Bugünün etabında düşmek beklenmeyen bir durum olsa da,

bisikleti öğrenmeye başladığımdan beri en korktuğum şey ilk kez olmuştu:

sonunda düşmüştüm.


“Düşmekten korkuyorsun ama düşmeden öğrenemezsin”

Hatırladım yıllar yıllar önce bisiklet üzerinde durmaya çalışırken tanımadığım biri bu sözü söylemişti. Bisikletin üstünde tir tir titrerken bunu duymak hiç hoşuma gitmemişti.


Şimdi ise bu söz adeta bir Jung sözü gibi çınladı kulağımda:

“Girmekten korktuğun mağara aradığın hazineyi taşır.”

Düşmek benim için öğrenme sürecimin bir parçasıydı. 

“Artık gerçekten bisiklete binmeyi öğreniyorum!” diye mutlu edecek kadar önemli bir parça!


Sadece bisikleti değil hemen hiç bir şeyi “düşmeden” öğrenemiyoruz. 


Bu aslında doğduğumuzdan beri böyleydi.

Farklı olan o zamanki zihnimizdi.


Bebekken içimizde kendimize dair korkular, başarısızlık hikayeleri, öğrenilmiş çaresizlik içeren düşünceler olsa 10. düşüşten filan sonra vazgeçip köşemize çekilir yürümekten vazgeçerdik herhalde. 


O zamanlar hepimiz yapmamız gereken neyse onu yaptık.

Düşe kalka da devam ettik. Öyle öyle bugünlere geldik.


Şimdi belki de ihtiyacımız olan şey sadece bu zihin yapısıdır.


Bu zihin yapısına yeni bir alışkanlık kazanırken

(örneğin beslenme alışkanlıklarını değiştirirken) de ihtiyaç duyarız. 


Çünkü yolda düşeriz. 


Düştüğümüz için kendimize kızmak yerine, acıyan yerimize sarılıp, ihtiyaçlarımızı yeniden gözden geçirip yola devam etmek şefkatle yolda kalmak anlamına geliyor bana göre.


Bunu yıllardır pratik ediyorum.


Bu sürede beslenme alışkanlıklarım (et, süt ürünleri, rafine şeker dışarı, bol sebze, yeşillik, doğal lezzetler içeri) değişti, sabahları kendime ayırdığım uzun saatlerim var, daha hareketli, daha zinde, daha üretken ve aynı zamanda dinlenmenin hakkını veren bir insana dönüştüm. 


Artık bunları yapmak benim için kolaylaştı. (Biliyorum bir gün bisiklet de böyle olacak :))


Şimdi bana insanlar “sen çok iradelisin” yaparsın diyorlar. 


Bunu duymak ilginç geliyor çünkü her zaman çok iradeli falan değildim. 


Zamanla gelişti.


Nasıl gelişti dersiniz?


Düşe kalka… 

Devam ederek

💚


Tazelikle, sevgiyle,

Esra



 
 
 

Yorumlar


bottom of page