Yang Öz Şefkat - Korku ile El Ele Harekete Geçebilmek
- Taze Zihin

- 14 Eyl 2024
- 4 dakikada okunur
Yavaşlama durağına hoş geldin 😊
Çok hızlı aktığına inandırıldığımız uyaranlarla dolu bir dünyada
bu yazıda durarak yavaşlamayı seçtin.
Şimdi bir nefes al, omuzlarını gevşet,
yudum yudum okumanın / dinlemenin keyfini çıkar! 🙂

Keyifli poz değil mi?
Esasında, 5 dk öncesinde sallanan köprünün üstünde titriyorum.
Yine de korka korka o adımı bana attıran ne dersiniz?
Çok uzun yıllardır “zemin korkusu” diye adlandırabileceğim bir korku ile hayatımı sürdürüyorum. (Bu korkunun tanımlanmış bir adını bilen varsa yazarsa sevinirim :) )
Nasıl bir şey bu?
Düşme ihtimalim olmasa dahi iskele gibi aralıklı zeminlerden geçerken, ya da ayaklarımın yerle bağlantısının kesildiği hareketli eylemlerde (atlamak gibi :)) içim çekiliyor, avuç içlerim terliyor, aşırı stres oluyorum. İnanır mısınız kaydırak da bu korkuya dahil : )
“Ay çok eğleneceğiz, ne var bunda?” gibi şeyleri aklım alsa da içim almıyor.
Peki ne yapıyorum dersiniz?
Deniyorum.
Korka korka, yavaş yavaş…
Deniyorum.
Çoğu zaman kendine şefkatli olmak, olan halinle kalmak duygularında demlenmek gibi düşünülür, oysa bu şefkatin sadece yin tarafıdır.
Şefkatin bir de yang tarafı var:
“Hayır” dediğimiz, sınırlarımızı belli ettiğimiz yerler buna örnek,
ve bu yazıda olduğu gibi harekete geçmenin geri çekilmekten daha büyük katkı sağladığına inandığımız yerlerde o korku ile birlikte harekete devam etmek…
Korku hayatta mı tutuyor canlılıktan mı uzaklaştırıyor?
Korku, bizi güvende tutarak hayatta kalmamıza destek olan çok önemli bir duygu.
Bununla birlikte, hayatımızda kapladığı alan çoğaldıkça işler tam tersi bir yönde ilerleyebiliyor; korkunun yarattığı güven ortamı bilinmeyenin, yeni deneyimin yerini kaplamaya başlayabiliyor.
Oysa bilinmeyene adım atmak, deneyime açılmak, çok daha yaşadığını hissetme duygusu getirebiliyor hayatımıza.
Bu nedenle korku gelip de harekete geçmek zorlaştığında, içimizdeki yang-şefkatin uyanmasına destek olabilecek 3 yöntemden bahsetmek istiyorum bugün.
(Küçük bir not: Bu bir fobilerden kurtulma yazısı değildir. Daha ziyade korku hali ile ilgilidir. Fobisi olan kişiler için bu adımlar yeterince destekleyici olmayabilir.)
1. “En kötü ne olur?”
Birebir görüşmelerde en sevdiğim sorulardan birisidir. İlk gelen yanıt genellikle buzdağının görünen yüzüdür bu nedenle diplere doğru dalmak için “... olursa ne olur?” diye sormaya devam edilir.
Örneğin bir ilişkiyi bitirmek niyetindesiniz.
Ancak içinizde bir korku var bir şekilde harekete geçemiyorsunuz.
* En kötü ne olur?
- Karşımdaki kişiye haksızlık etmiş olurum.
* Karşındaki kişiye haksızlık edersen ne olur?
- Yanlış bir karar vermiş olurum.
* Yanlış karar verirsen ne olur?
- Pişman olabilirim ve bu ilişkiyi tamamen kaybedebilirim.
* Bu ilişkiyi tamamen kaybedersen ne olur?
- Bir daha yeniden bu şekilde sevmeyebilirim.
* Bir daha bu şekilde sevmezsen ne olur?
- Hayatımı yalnız geçirmek zorunda kalabilirim.
* Hayatını yalnız geçirmek zorunda kalırsan ne olur?
- Aslında yalnız değilim… Sanırım yalnızlığı romantik ilişki ile eşleştirmişim.
Böyle bir akışta genellikle bir fark ediş anı gelir. Burası çok kıymetlidir çünkü esas olarak hareketin kaynağına ulaşılmış olunur.
Bu örnekte kişi ayrılık kararını yine vermeyebilir bununla birlikte artık karşısındaki kişide yaratacağı etkiden ziyade “yalnız kalma” korkusunun karar süreçlerini etkilediğini bilir.
Örneğin iş konusunda karar vermek isteyen kişi buzdağının görünen yüzünde ekonomik gerekçeleri konuşuyordur oysa aşağılara indiğinizde “statü”, “toplumda kabul görme” gibi alanlara dair düşünceleri ve kaygıları fark edebilir.
Bunları fark etmek esas üzerinde çalışmamız gereken konuya odaklanmamızı sağlar.
Bu da harekete geçebilmek için iyi bir temeldir.
2. Yapanlar nasıl yapıyor?
En sevdiğim adım. Her ne yapmak istiyor ve yapamıyorsak, etrafınıza bakın, mutlaka yapan birileri var. Eh ne güzel yolu bizim için açmışlar. O halde neden onlardan ilham almayalım? :)
Özel sektörden 30 yaşında istifa ettim ve istifa ettiğim güne kadar sayısız kişiden ilham aldım. Bilhassa benimle benzer ekonomik koşullarda olan kişilerden. Nasıl yapıyorlardı? Hangi alanlarda zorlanıyorlardı? Hangi bakış açılarını değiştirerek karar vermişlerdi?
Örneğin ortak tespit ettiğim şeylerden biri “sadeleşme” konusu olmuştu. Bu insanlar sade bir yaşam sürüyorlardı, giyim-kuşam, eğlence alanlarına harcama yapmak yerine daha kendi hallerinde bununla birlikte seçimleri ile uyumlu, özgür bir yaşam yaşayabiliyorlardı. Bunun gibi birçok konuda ilham aldım ve yıllar içerisinde alışkanlıklarımı değiştirdim, kendimi bu sürece hazırladım.
Bu fotoğraftaki köprüye geldiğimde, aynı köprüden 2-3 yıl önce geçmiş olmama rağmen, köprünün aralıklı basamaklarını görünce yine bir korku geldi. Adım atamadım ve sonraki kişilere yol verdim. Yaşı yaşımın en az iki katı olan kadın köprüyü geçince durdu ve bana baktı. “Aşağıya bakma, ileri bak.” dedi.
Nasıl yapıldığını hatırladım bu sayede. Bisiklette de aşağıya bakınca ilerleyemiyorsun. İleriye bakarak adımlarımı attım ve köprüyü geçebildim.
İşte böyle yapabilenlerin hikayelerini takip ettiğimizde, onlara kulak verdiğimizde işimize yarayacak ipuçlarını keşfedebiliriz ve yolumuz kolaylaşabilir.
3. Şimdi ne yapabilirsin?
Evet belki bugün o “büyük” adımı atmak için koşullar uygun değil.
Peki bugünün koşullarında atacağın adım ne olabilir?
Kazdağlarında bir kayanın üstünden iple tutunarak suya atlanılan bir alan vardı. İpin olduğu kaya daha büyük bir kayaya bağlıydı. Ben zemin korkumdan dolayı ayağımı zaten yerden kesmekten zorlanacaktım. Ama ya ayaklarımı boşluğa bırakmaktan korkup da ipi bırakamazsam ve dönüp o büyük kayaya çarparsam?! diye düşünmekten harekete geçemiyordum.
Yine de atlayanları izliyordum. Bazen yanlarına çıkıyor. İpe dokunuyor. Atlamaya hazırlanıyor. Korkumun yoğunluğunu fark edince geri çekiliyordum. İzlemeye devam ediyordum. Atlayanlarla birlikte eğleniyordum.
Yani o a atlayışı gerçekleştirmek benim niyetimse,
onu gerçekleştirmek için o an elimden ne kadarı geliyorsa o kadarını yapıyordum.
Derken derken sanıyorum 3. ya da 4. gün içimdeki gücü topladım ve ilk atlayışımı gerçekleştirdim.
Genelde böyle oluyor…
O ilk atlayıştan sonra bu deneyimin ne eğlenceli ve özgürleştirici olduğunu anlayınca artık yeniden yeniden atlama isteği kendiliğinden geliyor ve bu defa korkusuzca! Sanki günlerdir korkan ben değilmişim gibi :)
Köprüden ileriye bakıp geçtikten sonra da olan buydu. Körpüde koşturdum bile, aşağıya da baktım. Çünkü o sınırlayan düşüncelerden azat oldum :)
İşte girişteki sorumun yanıtı da bu!
Korka korka adım atmamı sağlayan şey bu; özgürlük ve neşe!
Aynı zamanda kendime duyduğum şefkatin bir sonucu bu:
Canım kendimi seviyorum ve hayatı dolu dolu yaşamasını istiyorum. Bu sayede deneyimin korktuğum gibi olmadığını idrak ediyorum ve yaşamdaki alanımı genişletiyorum.
Su çok güzel gelsenize :)
Yıllardır irili ufaklı attığım adımlarla bu zemin korkusunun içimdeki yeri epey küçüldü.
Öyle ki parasailing, büyük su kaydıraklarından kaymak, iskelelerden atlamak gibi çokça şeyi (önce korksam da) keyifle yapabildim, yapıyorum!
İyi ki o korkunun sınırlandırdığı alanda kalmadım,
iyi ki bütün bu deneyimleri dolu dolu yaşadım.
Ve bunun sadece burayla sınırlı kalmadığını, hayatımın birçok alanında cesur (korkuya rağmen, korku ile birlikte hareket eden anlamında) karar alabildiğimi görüyorum.
Durduğunuz, geri çekildiğiniz, vazgeçtiğiniz noktada size gerçekten hizmet eden şey bu mu, yoksa yang-şefkat ile harekete geçmek mi?
diye bir soru bırakmak istiyorum.
Bir adım, sadece bir adımdan çok daha fazlası!
Dilerim, hayatınızda canlılığın, neşenin ve şefkatin yeri gani gani olsun!
Tazelikle,
Esra




Yorumlar