Hepimiz Biraz BUDA'yız
- Taze Zihin

- 18 Eyl 2023
- 3 dakikada okunur
Yavaşlama durağına hoş geldin 😊
Çok hızlı aktığına inandırıldığımız uyaranlarla dolu bir dünyada
bu yazıda durarak yavaşlamayı seçtin.
Şimdi bir nefes al, omuzlarını gevşet,
yudum yudum okumanın keyfini çıkar! 🙂
Başlamadan evvel merak ediyorum,
tam şu anda gerçek olacak bir dilek hakkın olsa,
ne dilersin?✨
🧞 Alaaddin’in sihirli lambasını buldun ve cin sana bir teklifte bulunuyor:
“Sevdiklerinle birlikte, tüm imkanları ile hizmetinde olan bir sarayda yaşayacak, bu sarayın prensesi / prensi olacaksın. Burada dünyanın acıları ile karşılaşmayacaksın. İstersen hemen şimdi parmağımı şıklatıp seni bu saraya ışınlayabilirim.”
Eh ne dersin? Çoğumuz için cazip bir seçenek olabilir diye düşünüyorum. Doğrusu Buda’nın aydınlanma hikayesini bilmesem hemen atlardım bu teklife. İstersen sen de onun hikayesini öğrendikten sonra yanıtını ver :)
Buda olarak bildiğimiz Sidarta Gotama, yaklaşık 2.500 yıl kadar önce Nepal’deki sarayında tam da böyle bir yaşam sürüyordu. Prens Sidarta daha minicik bir bebekken kahinler onun bir dinî lider ya da bir kral olacağını söylemişlerdi. Babası oğlunun dinî lider olmasını istemediğinden sarayında onu yaşamın acılarından uzak tutuyordu.
Günlerden bir gün bir arabacı ile sarayının dışına çıkan Sidarta, kendisinden saklanan yaşamın acı gerçekleri ile karşılaştı. Yaşlı bir insan gördü ve yaşlanmayı öğrendi. Hasta bir insan gördü ve hastalık ile tanıştı. Ceset gördü ve ölümü anladı. 29 yaşına kadar sarayında “yaşamın acı gerçeklerinden” uzakta adeta bir illüzyonun içinde yaşadığını fark etti ve derinden sarsıldı. Yaşamdaki bu acılardan nasıl kurtulabileceğini; acıyı nasıl aşabileceğini merak etti.
Yine aynı gün bir ağaç altında gördüğü keşişin mutlu görüntüsü sorularına sarayın dışında yanıt bulabileceğini düşündürttü. Prens Sidarta yaşamdaki acının üstesinden gelmek için sarayını terk etti.
Yolculuğunda birçok öğretmen ile tanıştı… Münzeviler, çileciler… Onlardan hem zihnini hem de bedenini arındırmak için yöntemler öğrendi. Hatta dünyevi arzulardan neredeyse tamamen arınmış bir yaşamı da takip etti. Yediği besinleri giderek azaltırken ölümün ucundan döndü ve bu şekilde aydınlanmanın mümkün olmayacağını fark ederek bu uygulamaları geride bıraktı.
35 yaşında, Bodi ağacının altında yaptığı uzun meditasyonların ardından aydınlandı. Yaşamda değişimin kaçınılmaz olduğu bu aydınlanmanın temellerinden biriydi. Bir diğeri ise neden-sonuç ilişkisine dayanan karma yasasıydı. Yaşamda acı gerçekti, bununla birlikte daha fazla acıya sebep olmak ya da olmamak da insanın elindeydi. Kalan 45 yıllık ömründe, “Orta Yol” diye adlandırılan bu aydınlanma yolunu kadın-erkek, genç-yaşlı, fakir-zengin herkese yaymak için emek verdi. “Buda" lakabı, "uyanmış, idrak etmiş kişi" anlamı ile zaten tam da bu nedenle ölümünün ardından kendisine verildi.

Hepimiz biraz Buda'yız
🌿 Buda sarayında aydınlanmadı.
Biz de konfor alanımızı terk ettiğimizde gelişmiyor muyuz?
🌿 Buda yaşamın kontrol edilemeyecek gerçekleriyle tanıştığında aydınlanma yolu başladı.
Eh bizim de aydınlanma yolumuz böyle başlamıyor mu? Bir yakınını kaybetmek, hastalanmak, aşk acısı çekmek…. Tam da böyle anlarda ateşin dokunduğu şeyi dönüştürmesi gibi… içimize düşen ateş bizi değiştirmeye başlamıyor mu?
🌿 Buda acıyı yenmek için arzularından uzaklaştığı yıllarda acıdan yine de kaçamadı.
Biz de acıdan kaçınalım diye arzularımızı geri planda tuttuğumuzda acıdan kaçamıyoruz. Başarısız olurum korkusuyla yola çıkmıyorsak misal, başarısız olma acısından kaçıp, potansiyelimizi keşfedememe acısı ile karşılaşıyoruz.
🌿 Buda ne zaman acıyı kabul etti, eylemlerinin sorumluluğunu aldı ve kalbini tüm canlılara şefkatle açtı; işte o zaman aydınlandı. (Yine de tüm hikayesi; saray, yollar, çilecilik vs..., aydınlanma yoluna giden taşlardı.)
Biz de acıyı kabul ettiğimizde, eylemlerimizin sorumluluğunu aldığımızda ve sadece kendimizi değil bütünü düşünerek kalbimizi genişçe açtığımızda ferahlamıyor muyuz?
En baştaki soruma dönmek istiyorum. Elbette bir dilek hakkımız olsa onu acı çekmekten yana kullanalım demiyorum :) Esasında göstermek istediğim yaşamda karşılaştığımız acı tecrübeler, bizim iyilik halimize hizmet edeceğine inanarak arzuladığımız şeylerden çook daha güçlü bir şekilde iyiliğimize hizmet edebilir.
Sevgili Budist Pema Chödrön'ın sözleri ile bu haftaki mektubumun sonuna geliyorum:
"Her şeyin darmadağın olması bir tür sınama ve aynı zamanda bir tür şifadır. Meselenin bu sınavı geçmek veya bu sorunu alt etmek olduğunu sanırız, ama gerçek şu ki meseleler gerçekten çözülmez. Bir araya gelirler ve darmadağın olurlar. Tekrar bir araya gelirler ve tekrar darmadağın olurlar. İşte böyle olur. Şifa bütün bunların olması için boşluk ve alan bırakmaktan gelir. Keder için alan, rahatlama, mutsuzluk, sevinç için alan bırakmak. Asla yere mi serileceğiz yoksa dimdik ayakta mı duracağız bilmeyiz. Büyük bir hayal kırıklığı yaşandığı zaman, bunun hikayenin sonu olup olmadığını bilmeyiz. Bu büyük bir maceranın başlangıcı olabilir.." Pema Chödrön
30 Eylül'de duygular üzerine çalışacağımız
Taze Zihin | Büyükada Buluşması'na
katılmak istersen buradan sen de yerini ayırabilirsin.
Kendimizi şefkatle kucakladığımız bir hafta olsun,
Tazelikle,
Esra




"Hikâyeden hisse giden bir yol var, o yoldan yürüyelim cancağızım" dediğini duyuyorum 🤗eyvallah🙏
O halde dileğim; olanlar oluyorken dikkatimi özenle duygularıma çevirebilmeyi hatırlamak...🙏 teşekkürler 🙏💗
nefes oldu... Teşekkürler.