top of page

Eyvah! Aramız Bozuldu!

Güncelleme tarihi: 7 Kas 2023

Yavaşlama durağına hoş geldin 😊


Çok hızlı aktığına inandırıldığımız uyaranlarla dolu bir dünyada

bu yazıda durarak yavaşlamayı seçtin.


Şimdi bir nefes al, omuzlarını gevşet,

yudum yudum okumanın keyfini çıkar! 🙂






Bazen çok sevdiklerimizle hiç istemeden

anlaşmazlıklar yaşıyoruz.

Bu yazı benim için biraz mahremiyet alanı

olsa da sizinle paylaşarak

şiddetsiz iletişimin yakın ilişkilerde nasıl destek olduğuna örnek olmasını umuyorum.

Okumaya başlamadan "haklı/haksız" düşüncesinin ötesinde görmeye niyet etmenizi çok isterim :)






Gardaşım, canım gardaşım


Kardeşim, benim en yakın arkadaşlarımdan biri. Aramızda 9 yaş olması çocukken yakın ilişki kurmayı zorlaştırsa da ilerleyen yıllarda konularımız ortaklaştı. Bu hayatta birlikte en çok güldüğüm insan… Hayatımdaki yeri çok çok ayrı… Onun hayatında da benim özel bir yerim olduğunu duyarım. Yakınlığımızdan, birbirimizin hayatındaki yerimizden hiç şüphe etmedim, ta ki o güne kadar...

Kadıköy’de çay bahçesinde, gün batımını keyifle izleyeceğimiz, sahile yakın bir masadaki kişilerin hesap ödemelerini bekliyoruz. Başlarında beklemeyelim diye birkaç adım gerideyiz. Masadakiler kalkmaya yaklaşırken arkamızdan bir kadın önüme geçiyor ve ben “pardon, biz bu masayı bekliyoruz.” gibi bir tepki veriyorum. Kardeşim yüzünde bir ifadeyle (bu ifade bana o an küçümseme gibi geldi); “sakin ol kadın sadece fotoğraf çekecek.” diyor. Ben de “ben sakinim, sen sakin ol bence.” diye bir tepki veriyorum; sesim sert had bildirir bir tonda çıkıyor. Masaya oturduğumuzda kardeşimin iki göz iki çeşme ağladığını görüyoruz. Yanımızda ebeveynlerimizden biri var ve “ne oldu?” diye sorduğumuz anda yanıt geliyor: “Çünkü, b.k gibi davranıyorsun.” Sesi yakınımızdaki çoğu kişi tarafından duyulur bir şekilde çıkmaya devam ediyor. Ben kızgınlıktan adeta bir ateş topuna dönüyorum.. “Bir dokun bin ah işit bu ne biçim tavır böyle!” benzeri cümleler kuruyorum. Oradan kaçıp uzaklaşmak istiyorum. Ebeveynimiz rica minnet tutuyor, dönüş yolunda konuşmuyoruz ve ben ilk fırsatta bir bahane ile aralarından ayrılıyorum.

Gelsin kuruntular, yargılar, beklentiler...


Eve geldiğimde o kadar sinirli ve aynı zamanda yorgun hissediyorum ki. Bana nasıl olur da bu şekilde konuşur diye içimde bir şey tepiniyor. Ağlamasına bile kızıyorum içten içe. Ağlayarak her istediğini bana bu şekilde söyleyebilir mi? Ben tek bir cümle kurdum böyle cümleleri hak ediyor muyum? İlk defa böyle bir şey yaşadık yine de “davranıyorsun.” dedi. Ben kardeşime kötü mü davranıyorum? Kardeşim benden memnun değil mi? Yoksa ilişkimiz benim düşündüğüm gibi değil mi? Ortak geçmişimizle zorlandığımız kişileri biliyoruz, yoksa ben de onun için böyle biri miyim? Bu düşünceler öyle zorluyor ki; “Öyleysem olmam o zaman onun hayatında bensiz mutlu olsun bakalım. Madem ben b.k gibi davranıyorum… Daha iyi davrananlarla birlikte olsun!” (İlişkiden kaçıyorsam ciddi tetiklenmişim demektir zaten :/ )


Ertesi gün mide ağrısı ile uyanıyorum. İçimden hiçbir şey yemek içmek gelmiyor. Duygularım o kadar yoğun ki esasında onlarla temasa geçmem için bana sinyaller gönderiyor. Sabah defterime yazıyorum. O ara şiddetsiz iletişim eğitimlerinde giriş eğitimini tamamlamışım. Haklı haksız düşünce şeklinin ötesine geçmek ve daha ziyade ihtiyaç ve duygularla ilgilenmem gerektiğini biliyorum. Deniyorum;


Kızgın hissediyorum. Abla olarak (burada toplumsal bir yargım gizli ancak o da sonra ortaya çıkacak) özenli bir dile ihtiyacım vardı. #Yakın olduğumuza güvenmeye ihtiyacım vardı. Çok üzgün hissediyorum esasında böyle bir şey yaşadığımız için. Acaba kardeşim ne hissetmiş neye ihtiyaç duymuş olabilir? Gün içinde geçen farklı konuşmalarımızı gözümün önünden geçirdim. Diğer ebeveynimizle ilgili olabilir miydi? Belki de bir şeylere dolmuştu ve o anda patlamıştı. Belki o an onun da biraz #şefkatli bir sese ihtiyacı vardı. Normalde onunla konuşmadığım bir tonda konuşmuştum ve belli ki onda bir şeyler tetiklenmişti.


Onunla #empati kurmaya çalışsam da arkada bir ses “ne olursa olsun bu şekilde konuşmaması gerekirdi.” diyordu. Haklılık düşüncesinden sıyrılamıyordum. (Bu aşamada Şiddetsiz İletişim’de ilk aşaması olan kendime empatiyi tamamlayamadığımdan kardeşimi zihinden anlamaya çalışıyor kalbe inemiyordum.)


Üstelik bir mesaj dahi atmamıştı. Baya bu şekilde düşünüyordu o zaman belli ki… Eh ben de aramayacaktım kimse kusura bakmasın. Gerekirse bu kardeşlik biterdi. Zaten hiç düşündüğüm gibi değilmiş belli ki…


Marshall Rosenberg’e göre yargılar “ihtiyaçlarımızın” trajik bir ifadesi. Yani esasında karşılanmayan bir ihtiyacımız var o nedenle biz yargılara kapılıyoruz ve bu ifade şekli ne yazık ki ihtiyaçlarımızı karşılamayı kolaylaştırmıyor.


Kendine Empati Yükleniyor...


Aradan iki haftadan fazla zaman geçti. Zihnimde bu anı dönerken, bende o an neler olduğunu daha iyi anladım. “Sakin ol” kelimesi o an amigdalamı hızlıca uyarmıştı. "Sakinim zaten.." dediğimde aslında artık sakin değildim. Duygularım farklıydı ifade ettiklerim farklı...


Esasında o günbatımını keyifli bir yerden izleyelim diye #özeniyordum, buradaki niyetimin görülmesi hoşuma giderdi. Bunun yerine “sakin ol” ifadesini duymuştum. İçimde “yanlış” bir şey yaptığımı düşünmüştüm, acaba kadına ayıp mı ettim? utanmıştım.. “Yanlış”, “hata” benim yumuşak karnım ve oradan tetiklenerek cevap vermiştim. Onun tetiklenmeme yanıtı ile ise daha büyük bir tetiklenmeye doğru adeta yuvarlanmıştım. Her şey dakikalar içinde olmuştu.


Kardeşimden daha sıcak bir ifade duysaydım misal; “#özenle seçtiğimiz yerin kapılacağından endişelendiğini görüyorum. Ama merak etme, sadece fotoğraf çekmek istiyor o kişi.” tepkim bambaşka olurdu. “Ah evet fark ettim. Endişelenmiştim gerçekten.” diyebilirdim.


O günlerde yazdığım sabah sayfalarına bakıyorum. Demişim ki: “kardeşimin diğer kadın yerine beni #görmesine ihtiyacım vardı.” Demek ki #iyi niyetimin görülmesinin yanında #özel olmak ihtiyacım da vardı. Hani dünya tek biz ikimiz gibi… Bense yüzündeki ifadeyi gördüğümde ve bana "sakin ol" dediğini duyduğumda dışarıda kaldığımı düşünmüşüm.


Kendi iç dünyamda neler olup bittiğini anlayınca o anda utanan Esra’yı sarıp sarmaladım. Kardeşini terslemek hiç istememişti. Amigdala’dan verilen bu tepkinin altında karşılanmayan #özen #yakınlık #anlayış gibi ihtiyaçları vardı. İçimde olay epeyce yumuşadı.


Bu sefer kardeşimle de daha farklı bağlantı kurmaya başladım. Benim ses tonumu duyunca belki kendini duygusal olarak güvende hissetmemişti. Korkmuştu belki; sertleşen ifadeleri ile kendini korumaya çalışmıştı (benim de yaptığım gibi). Yalnız hissetmişti belki… Onun da #birlikte olduğumuzu bilmeye ihtiyacı vardı. Onunla #özenli konuşmama belki #şefkatli ve #yakın olmama ihtiyaç duyuyordu belki… "Ah evet biraz endişelenmiştim. Kadının bizim yerimiz için hareket etmediğine sevindim." desem muhtemelen böyle bir akış yaşamayacaktık.


Biraz Toplumsal Yargı Almaz mıydınız?


İçimde onu anlamaya başlarken yine de onunla iletişime geçmemem gerektiğini düşünen bir ses de vardı. Oraya da merakla baktım. Diyor ki “Sen ararsan olmaz, bu sefer sana hep böyle davranır. Hiç sonu gelmez. Onun kendisinin anlayıp gelmesi lazım.”


Böyle düşünen içimdeki ses nasıl hissediyor olabilir diye baktım. Epey korkuyor aslında. O an öyle üzüldü ve hayalkırıklığı yaşadı ki “ya bu tekrar ederse ve ben altından kalkamazsam.” diye korkuyor. Kardeşini kaybetmekten korkuyor.


Bunu tekrar yaşamak istemeyen sesi duyuyorum bir yandan bunun tekrar etmemesi için küsmek, mesafe koymak zorunda mıyım? diye sordum kendime. Toplumsal arka plan da içimden sesleniyordu “Ablasın, 9 yaş büyüksün, onun gelmesi lazım yoksa öğrenemez.”


İtinayla toplumsal yargılar tuz buz edilir


Esasında onunla bağlantıya geçmek istiyorum. Bir şey öğretmeme gerek yok Yine de bir davranışın tekrarından korktuğum için bir nevi ceza vermekte olduğumu fark ettim. Ve buna çok şaşırdım. Kardeşimi cezalandırmak ister miydim?


Kendimi uzak tutmak kardeşimin kalpten bağ kurmasına değil, aynı şekilde korku ile iletişime geçmesine sebep olurdu. Kardeşim bir zaman sonra suçluluk ve çekingenlik ile yanıma gelse bundan memnun mu hissedecektim? O benim kardeşim onun en konforlu duygular ile yanımda olmasını isterim. Yanıma neşeyle, güvenle, rahatlıkla, keyifle gelsin isterim.


İşte toplumsal arka plandaki bu abla-kardeş hiyerarşisini o anda yıkmaya karar verdim. Acaba toplumumuzda neden büyükler davranış ve duygularının sorumluluğunu almasalar da kendilerinden küçüklerden bunu yapmasını bekliyorlardı? Ben kardeşimle olan ilişkimde toplumsal bekletilerin ötesine geçecektim.


Esasında bu da aramızdaki #güven ile de ilgiliydi. Kendime empati ile baktıktan ve onu empati ile gördükten sonra küfürlü (bana göre 🙃) bir ifade ve şimdiki zaman kalıbında bir cümle duydum diye abla-kardeş ilişkimiz kötü değildi. İkimiz de tetiklenmiştik. Kendimi anlattığımda beni anlayacağını ve bundan sonrası için birbirimize daha #özenli olabileceğimize güveniyordum.


İşte böyle bir iç yolculuktan sonra, ona o güne dair duygu ve düşüncelerimi yazacaktım ki bunları mesajla yazmaktansa yüz yüze konuşur diye kenara park ettim ve kısacık bir mesaj attım: “Kardeşim, seni çok seviyorum. Geri kalan her şeyi zamanı gelince konuşuruz… <3”


Bunun üzerine kardeşimden upuzun bir yazı geldi. Aslında evimin kapısına dahi gelmek istemişti ancak çekinmişti, o günkü davranışı nedeniyle utanıyordu. Bir şekilde geldiğinde istediği gibi #iletişim kuramazsak yaşayacağı hayal kırıklığından korkuyordu. Mesaj atmam onu çok rahatlatmıştı. Küs olduğumuz dönem kendini çok yalnız hissetmişti. İyi ki büyüklük etmiştim 😊 gibi şeyler yazıyordu.


Sayfalarca dolusu kardeşimin iç döküşünü okurken, içimde doğru kararı verdiğimi anladım. Kim canının ciğerinin suçluluk ile acı çekmesini ister ki?


İçimizde Değişen Dışımızda da Değişiyor


İşin güzel yanı ona attığım mesajı kendimi zorlayarak atmadım. Birkaç hafta geçtikten ve içimde gerçekten ona kalpten akışı hissettiğimde dürüstlükle yazdım. Bu an geldiğinde sonucun önemi azalıyor. Yine de genellikle tecrübem şu oluyor ki enerji alanımızda kişilerle barıştığımızda o kişiler de bizimle barışıyor. (Farklı kişilerle böyle cümleler kurmadığım örneklerden biliyorum)


İşte şiddetsiz iletişimi bu kalbe götüren yolculuğu için çok seviyorum. Esasında karşımdaki kişi ile iletişimimden çok benim kendimle olan bağlantımı güçlendiriyor. Her defasında içime dönüp “bana ne oldu?” diye sorduğumda, beni neler tetikliyor daha iyi fark ediyorum. Haklı-Haksız düşüncesine girdiğimizde işin bu meyvesini alamıyoruz. Genelde biz haklıyız, karşımızdaki haksız. Dolayısıyla onda bir problem var diye düşünüyoruz ve kendi sorumluluğumuz ortadan kalkıyor.


Bu örnek Şiddetsiz İletişimde herkese sevgi mesajları atıyoruz örneği olarak kalsın istemem 😊 Şiddetsiz İletişim sayesinde keşfettiğim ihtiyaçlar ve ardından bu ihtiyaçları dile getirsem de karşılayamadığım bir arkadaşlık ilişkim bitti. Bu ihtiyaçların benim için ne kadar önemli olduğunu fark etmek, bunlar için emek vermek ve karşılanmıyorsa o kişiyle iletişimde kalmamamın da bir seçim olduğunu bilmek beni çok özgür ve güçlü hissetirdi. Bu güç karşımdakine doğru değil, bilakis içerden kendi ihtiyaçlarıma sahip çıkma ile ilgili.


Şiddetsiz iletişim sayesinde annem, babam, eşim dahil olmak üzere en yakın çemberlerimde kalpten yakınlığımız arttı. Bu kişilerin hiç biri şiddetsiz iletişimi bilmediği halde bu mümkün oldu 😊 (Şimdi ufak ufak konu Ferit’in de ilgisini çekiyor, kardeşimle de yaşadığı olaylar üzerinden Şİ gözlüğü takıp değerlendiriyoruz bazen, yakın arkadaşlarımdan Şiddetsiz İletişim eğitimlerine başlayanlar oldu.)


Küçük Bir Not:


Hatırlamakta fayda var ki hepimiz sırtımızda geçmişten taşıdığımız bir küfe ile yolumuza devam ediyoruz. Orada toplumsal kodlar, çocukluktan gelen karşılanmamış ihtiyaçlar, ifade edilememiş duygular ve daha niceleri var… Bu sadece bizde değil, karşımızdaki kişide de var. Ancak karşımızdaki kişiyi kalpten anlayabilmek için kendi içimize bir yolculuk yapmamız gerekiyor. Ben bu yoldaki pratiklerimin sihir gibi etkisini yaşantımda görüyorum. Sadece kendi yaşantımda da değil, birlikte pratik yaptığım arkadaşlarımın yaşamlarında da görüyorum.

Bu nedenle;


Diliyorum hep birlikte tüm dünya üzerinde “doğru-yanlış”, “haklı-haksız” düalitesinden çıkıp bunların ötesinde neler var merak ederiz.


Dilerim değişimin kendimizden başlayan bir devrim olduğunu, başkalarının değişmesini beklemeden o en içerdeki ihtiyaçlarımız ile bağlantıya geçmeye gönüllü oluruz. Bunu başkaları için değil tam tersi kendimiz için yaparız ve o ihtiyaçların güzelliğini yaşamımızda doyasıya yaşarız.


Bir Davet:

9 Kasım Perşembe 20:30'da mini bir grupla 4 hafta boyunca sürecek Şiddetsiz İletişim çalışmasına başlıyoruz 😍 Grupta hem öğrenecek, hem pratikler uygulayacağız. Sınırlı sayıda yer var ve katılmak için ihtiyacınız olan tek şey 4 perşembe akşamı 1 saat sürecek buluşmaya katılmaya gönüllü olmak. Kalbinde çağrı duyanlar @tazezihin Instagram hesabından DM ile bana ulaşabilirler.

· Bu yazıyı önce kardeşim okudu, çok objektif buldu bu nedenle paylaşıyorum. Abla-kardeş dahil bütün ilişkilere şifa diliyerek paylaşmamı istedi. <3

· Şiddetsiz İletişim'de duygu ve ihtiyaçlar ifadesi sıklıkla geçer. # ile ihtiyaçları, kalın yazılı harfler ile de duyguları belirttim.

· Şİ’de ihtiyaçlar; evrensel insan ihtiyaçları, daha farklı hangi ihtiyaçlar olabilir dersen buraya tıklayarak

öğrenebilirsin.

Tazelikle,

Esra



 
 
 

Yorumlar


bottom of page